hüseyin velioğlunun hayatı 1


Cumhuriyetin kurulması ve Kemalist rejimin hakim olmasıyla, islami hüviyete sahip ne varsa hepsi lağvedilerek hükümleri iptal edildi. Çıkarılan inkılap kanunlarıyla İslam hedef alınarak tamamen toplum hayatından çıkarılmaya çalışıldı. Tedrici olarak hedeflerini gerçekleştirmek isteyen Kemalist rejim, karşı çıkan unsurları da tamamen silme ve sindirme faaliyetlerine başladı. Oysa Müslüman halk böyle bir ihanetten habersiz idi.


Kemalistlerin gerçek yüzlerini ve icraatlarını gören halk, ülkenin bir çok yerinde başkaldırarak tepkisini ortaya koydu. Bu tepkiler rejim güçleri tarafından ağır bir şekilde bastırılıyordu. Kemalist rejim camileri ahırlara çevirip ezanı susturdu. Kur’an’ı yasaklayarak toplatıp ateşe verdi.


Bu gelişmeler karşısında Kürdistan halkının tepkisi çok farklı ve şiddetli oldu. Şeyh Said Efendi hazretleri bölgedeki tüm şeyh, alim ve ileri gelenlere mektuplar yazarak gelişmelerden haberdar etti ve onları karşı koymaya davet etti. Bir kıyam başlatarak Şeriat hükümlerinin hakim kılınmasını hedeflemişti. Bunun için yoğun bir faaliyet içerisine giren Şeyh Said’in bu faaliyetlerinden haberdar olan rejim, bu hareket güçlenmeden yok etme planlarını yapmaya başladı. Provokasyonlarla henüz hazırlıksız olan hareketin üzerine gitti ve kanlı bir şekilde bastırdı. O günden sonra ciddi bir karşılık görmeyen Kemalist rejim, sürekli İslami varlıklara saldırmayı, Müslüman halkın İslami hassasiyetlerini yok edip yozlaştırmayı ve özellikle Kürt halkına karşı asimilasyonu birinci hedefi yaptı. Üstad Bediuzzeman’ın iman ve İslam hizmetini baskı altında tutarak harekete dönüşmesini engelledi.

Müslümanlar ve islami hareketlilikler yoğun bir baskı altında tutuldu. Bu dönemde ülkede materyalizm ve kominizm gün geçtikçe güçlendi ve güçlendirildi. Bu ideoloji ve akımların güçlenmesi kemalist rejimin işine geliyordu. Özgürlük ve eşitlik gibi yaldızlı sloganlarla halkı cezp etmeye çalışıyorlardı. Bu dönemde yapılan asimilasyon, dejenerasyon ve anti propagandalarla İslam bir afyon haline sokulmuştu. İslam’dan bahsetmek utanılacak bir durum haline gelmişti. İslam, gericilikle ve çağdaş medeniyete engel olmakla özdeşleştirilmeye çalışılıyordu. Marks ve Lenin’in kuramlarıyla süslendirilen materyalizm adeta altın çağını yaşıyordu. İdeolojik ve fikri tartışmalar en revaçta olan hobiler olmuştu.


Genel olarak ülke içerisinde Müslümanların durumu ise içler acısıydı. Uzun bir süredir en ağır baskılara maruz kalan Müslümanlar ne yazık ki kendilerine gelemiyor, gelişen ve değişen şartlar karşısında kendilerini yenileyemiyor, aktif olarak meydanda yerlerini alamıyorlardı. Müslümanlar gerçekten vahim bir durumdaydılar.


Kürdistan’ın durumu da ülkedeki gelişmelere paralel olarak gidiyordu. Materyalizm fikri ve kominist düşünce kürt halkı arasında daha çok yayılmış ve etkili olmuştu. Kürdistanda sürekli etkin bir konumda olan ulema ve tarikat çevreleri ise kısmen bu yeni dalgadan etkilenmiş, diğer kısmı da Kemalist rejim’in yıllardan beri uyguladıkları baskılar neticesinde suya sabuna dokunmaz bir hale gelmişti. Risale i Nur hareketi ise materyalist fikirlere karşı en iyi ilaç olmasına rağmen fikri bazdan eylemsel aşamaya geçişi sağlayamadığından dolayı etkili olamamıştı. Kürdistan, rejim tarafından ilmi, siyasi, ekonomik ve ictimai olarak sürekli geri bırakılıyor ve yoğun bir asimilasyona uğratılıyordu.


Müslümanlar inqilabi bir çizgiden ziyade milli muhafazakar bir duruşu sergileyip dernekler ve partilerin gölgesinde yaşamaya çalışıyorlardı. ülkede aynı zamanda aşırı milliyetçi akımlar da güçleniyordu. Müslümanların milliyetçi-muhafazakar bir çizgide durmaları onları aşırı milliyetçilerle birlikte olma suçlamasıyla karşı karşıya bırakıyordu.


Mısırda Üstad Hasan El Benna önderliğinde bir çığır olarak açılan ve hızla yükselen İhvan-ı Müslimin hareketi bütün Müslüman ülkeleri etkilemiş; fikir, hareket ve devletleşme alanında gerekli yenilikleri gerçekleştirerek İslam aleminin dertlerine deva olma yolunda hayli mesafe katetmişti. Bütün Müslüman ülkelerde etkisini gösterdiği gibi Türkiyede de etkili olmuştu. Türkiye’de nispeten de olsa İslami camiada bir kıpırdanma olmuş, Müslümanlar seslerini daha gür bir şekilde yükseltebilir hale gelmişti.


Şehid Rehber, böyle bir zamanda gençliğini bölgedeki İslami oluşumlar içerisinde geçirmiş, aktif olarak İslami mücadelede yerini almıştı. Liseden sonra A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesini kazanmış ve okula kaydını yapmıştır. Materyalist ve koministlerin hakim oldukları bu yeni çevrede, Müslümanların düşünsel ve pratik alandaki sönük ve pasif bir pozisyonda olmaları ve sol düşünceye karşı yetersiz kalışları onu derinden etkilemiştir. Bu durum onun hayatında önemli bir değişimin başlangıcı olmuştur. Okulu bırakıp Risale-i Nur külliyatını alıp köyüne döner. Bir yıl boyunca adeta inzivaya çekilerek Risaleyi okumaya ve tedkik etmeye çalışır. Çoğu zaman yiyeceğini de yanına alarak dağ başlarına gider. Risaleden aldığı ilhamla fikri etüdler yaparak Müslümanların sorunlarını teşhis eder ve hakiki çözümlerini bulur.


Fikri ve düşünsel alanda gerekli tekamülü gerçekleştirdikten sonra okula döner, tespit ettiği çözümler ışığında mücadelesini vermeye başlar. Despotik bir rejimin baskısı altında o güne kadar yaşayan Müslümanlar, dernek ve siyasi partilerin gölgesinde mücadele veriyorlardı. Oysa mücadelenin tamamıyla bina edildiği bu metod, islamın tabiatıyla uyuşmuyor ve gerekli başarıyı da sağlayamıyordu. Bu tür çalışmalar aynı zamanda hakim güçlerin insaflarına kalmış ve akamete uğratılmaları onların iki dudağı arasından çıkan talimatlara endeksli idi. Zaten bu tür legal faaliyetler ancak çok cüzi bir hizmete vesile olabilir.


Uzun bir müddet bu mücadele ortamında kalan Şehid Rehber, mevcut mücadele metodları ile islama hizmet edilemeyeceğini anlar. Çünkü mücadele vermek için güç ve güçlü olmak gerekiyordu. Güç olmak için de itaat, disiplin, düzen, nizam ve intizam içerisinde hareket etmek ve kararlılık gerekiyordu. Bu vasıflar da ne derneklerde ne de parti bünyesinde bulunabiliyordu. Buralarda hakim rejimin belirlemiş olduğu sınırlar ve kurallar mevcut idi.
Ancak “cemaatleşme” ile islama hizmet edileceğini anlayan Şehid Rehber ve yoldaşları, dernek tabelalarını indirip asıl nebevi metod olan cemaatleşme yolunda ilk adımı atarlar. Şehid Rehber, Üstad Bediuzzaman’ın akide ve iman reçetelerini, Üstad Hasan El Benna’nın davet ve teşkilat metodu ile birleştirip ideal ve çağdaş İslami anlayışı oluşturur ve bunu pratiğe geçirir. O bu hareketiyle Türkiye ve Kürdistan’ın islama susamış halklarına ve çorak topraklarına hayat verir ve İslam düşmanları karşısında izzetle mücadele verebilecekleri bir çığır açar.

O, sınırları ve kuralları hakim rejim güçlerince belirlenmeyen, ucu hiçbir tarafa dayanmayan, bağımsız, nebevi hareketi model edinen, mezhepler üstü, ifrat ve tefritten uzak, mutedil bir temel üzerinde, müstakim bir akide anlayışına sahip, taassuptan arı, modern, çağdaş, yeniliklere açık ve Kürdistan’ın bağrından çıkan Hizbullahi bir cemaat kurdu.
O, Türkiye ve Kürdistan’da TC rejiminin yoğun baskıları sonucu aslından uzaklaştırılan ve etkisizleştirilen İslami hareketi yeniden tecdit şiarıyla harekete geçen, asrımızın son çeyreğinin müceddididir.


İslami mücadele denildiğinde öncelikle birinci dereceden sorumlu ulema kesimi akla gelir. Şehid Rehber ilk olarak alimlere bu davet ve teklifi götürür. Kürdistan uleması, hakim rejimin baskısı altında adeta işlevsiz bir konuma gelmiş, beşeri ideolojilere karşı gerekli ideolojik gelişmeyi başaramamış ve klasik kalıbın dışına çıkamamış bir durumda idi. Medreselerin durumu ise içler acısıydı. Şehid Rehber, o dönemin zorlu şartlarına rağmen kürdistan’ın her tarafına şehir şehir, köy köy dolaşıp memleketin en ücra köşelerine kadar ulema kesimine ulaşmak için gider, sorumluluklarını hatırlatır, proje, davet ve tekliflerini yaparak onlardan destek ister.

İslama hizmet için ortaya koyduğu proje ve çözümlerle medreselere taze bir kan getirir. Kürdistan medreseleri yeniden fonksiyonel bir konuma getirilerek canlandırılır. Asri İslami eserler basılıp medrese ve ilim ehli arasında dağıtılır. Adeta ilim seferberliği ilan edilir.
İlk başlarda yoğun bir destek verildi. Ancak düzenli, nizamlı-intizamlı bir mücadele üslubuna alışkın olmayan bu kesimden bir kısmı, bir müddet sonra yoruldu, bir kısmı ayak uyduramayıp geride kaldı, bir kısmı da cemaat içerisinde aktif olarak hizmet etmeye devam etti.


Ne yazık ki bu kesim İslami hareket için altyapı olamadılar. Mücadelesine devam eden Şehid Rehber, Müslümanların içinde bulundukları vahim durumun en önemli sebeplerinden biri olarak gördüğü “Müslümanların bölük-pörçüklüğü”nü gidermek için İslami duyarlılığa sahip kişi ve grupları bir araya getirip Müslümanların vahdetini oluşturarak tek güç olma yolunda gayretler içerisine girer. Cemaatsel bir yapıyı esas alarak mücadele vermenin gerekli olduğunu bilen ve bu hedefler doğrultusunda faaliyet sürdüren cemaate, ayak uyduramayan kişi ve gruplar da yavaş yavaş dağılırlar.


Uzun bir süre bu kesimlerle uğraşan, büyük bir emek verip zaman harcayan Şehid Rehber, cemaate altyapı ve temel oluşturacak gençlik kesimine ve okullara yönelir. Yoğun tebliğ ve davet çalışmalarına cevap veren genç kesim arasında dava hızla yayılır. Kültürel faaliyetler çığ gibi büyür. Bölge adeta bir kütüphaneye dönüşür. Susamışların suya hasreti misali sürekli geri bırakılan, hüviyetsizleştirilerek ölüme itilen Kürdistan gençliği, bu faaliyetler neticesinde yeniden hayat bulur. Buna paralel olarak da cemaatsel yapılanma, kural ve prensiplerle bina edilir. İslami hareket artık Kürdistan’da yerini almış, bölgenin sorunlarına asıl çözüm yollarını ortaya koyan belirleyici asıl unsuru haline gelir, bölge mülhid örgüt ve güçlerin tasallutuna mahkum olmaktan kurtarılır.


Mülhid hareketler o güne kadar Kürdistan’ı kendi malları gibi görüyorlardı. İslami hareketin bölgede hızla yayılmasına ve güçlenmesine tahammül edemiyorlardı. Bütün imkanlarını İslami hareketin aleyhinde kullanan ilhadi örgütler başarılı olamayınca silahlı bir mücadeleyi, daha doğrusu bir savaşı Hizbullahi cemaate dayatmaya çalıştı. Cemaat, bütün önleyici gayretlerine rağmen yine de savaşın önüne geçemedi. Gelinen noktada kendi meşru müdafaa hakkını kullanarak karşılık verdi ve baş eğmedi. İhlas ve kardeşlik esasları üzerine kurulu cemaate Allah
yardım etti ve bu savaştan güçlü ve başı dik olarak çıktı. İstemediği bir savaşa mecbur edilen cemaat, gün geçtikçe temellerini daha da güçlendirdi. O güne kadar bölgenin kronikleşmiş bir çok sorununa çözümler getirerek halkın rahatlamasını sağladı. Artık Kürt halkı zalim ve mülhidlerin mahkumu değildi.

Bölgenin çehresi değişip İslam, izzet ve şerefiyle her tarafta hissedilir olmuştu. Cemaat islamın sembolü olan camileri asli fonksiyonuna kavuşturarak Kur’an eğitimi seferberliğini başlattı. Bölgede onbinlerce Müslüman evladı Kur’an ile buluşturuldu ve Kur’ani sadalar bölge üzerinde yükselmeye başladı.İslam’ın bu yükselişi karşısında TC rejimi ile birlikte tüm İslam düşmanları korkuya kapıldılar. Şer güçler ittifakı kurarak topyekün cemaate saldırdılar.

 Bütün gayri ahlaki ve gayri meşru yolları kendileri için mübah görerek bütün imkanlarını seferber ederek cemaat üzerinde kullandılar. İçten ve dıştan elinden ne geldiyse ardına bırakmayan bu şer güçler karşısında Şehid Rehber önderliğindeki cemaat, sürekli kendini yenileyerek saldırganların stratejilerine karşı kendi stratejileriyle karşılık verdi. Bu güne kadar ilk defa kendini düşman tuzaklarına karşı kuruyabilen ve karşı taktikler geliştirebilen bir cemaat, TC rejimine karşı boy gösteriyordu. Özellikle derin devlete karşı çok başarılı bir mücadele veriliyordu.

Bölgede büyük bir güç haline gelen cemaati ağır baskılara maruz bırakan ve üzerine imha maksatlı operasyonlarla giden TC rejimi, hiçbir ahlaki sınır tanımadan giriştiği operasyonlar zinciri neticesinde 17 Ocak 2000 tarihinde, kendisinin dahi beklemediği bir gelişme üzerine Şehid Rehberin şehadetiyle sonuçlanan bir olayla zafer sarhoşluğuna kapılarak bütün Müslümanlara karşı acımasızca ve yargısız infazlarla büyük bir zulme daha imza atıyordu. Bütün kitle iletişim araçlarıyla fiziki ve psikolojik savaş yöntemlerinin hepsini namertçe kullanan rejim, hizbullahi hareketi imha ettiğini sanıyordu. Oysa mektebinde şehadet ve kıyam ruhu olan Hizbullahi cemaat, acı ve ağır bile olsa mücadelenin gayet tabii olan gelişmeleriyle karşılaşıyordu.

Şehid Rehber, vazifesini yerine getirmiştir. O, üstad Bediuzzaman’ın “ Kader ise, "neden tam ihlasla, tam bir tesanüdle, tam bir hizbullah olmadınız?" diye bizi onların elleriyle tokatladı, adalet etti.”(1) şeklinde, ömrünün sonunda dile getirdiği hakikati pratiğe geçirdi ve hakiki bir Hizbullah’ı kurdu. O, çetin bir halk olan Kürtler arasında düzen, nizam, intizam, disiplin ve prensiplerden oluşan bir cemaati Allah’ın yardımıyla vücuda getirdi ve yüzbinlerin hidayetine vesile olarak Müslümanlara büyük bir miras bıraktı. O, mahrum bırakılmış Müslüman Kürtler için bir mektep, bir okul oldu, tarihin kendisine düşen kesitinde misyonunu yerine getirmiş olarak yerini aldı.


ALINTIDIR

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !